Dr. Ateş Karateke
İletişim Bilgileri

KADINLARDA SEKSÜEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI

Kadınlarda seksüel disfonksiyon sık karşılaşılan hayat kalitesini etkileyen bir durumdur. Kadınlarda seksüel disfonksiyon (KSD) bir çok seksüel bozukluğuda içine alan geniş bir tanıdır. Klinik ve temel araştırmaların azlığı bu konunun patofizyolojisinin, risk faktörlerinin ve epidemiyolojik karakterinin tam olarak anlaşılmasını engellemektedir. Standardize diagnostik tanım ve araçların yokluğu, KSD konusundaki ilerlemeyi engellemektedir. Günümüzde toplum ve medyanın ilgisinin erkek seksüel disfonksiyonuna karşı artması(erektil disfonksiyon konusunda yeni medikal tedavilerin gelişmesi ile ilgili olarak) KSD ile ilgili yeni çalışmalara ilginin artmasına sebep olmuştur. KSD ile ilgili yeni tanısal klasifikasyon sistemlerin geliştirilmesi ve yayınlanması KSD'ye karşı yaklaşım konusunu aydınlatma ve çalışmaların hangi alana yönlendirilmesi konusunda yol gösterici olmuştur. Tam bu olayların ışığında KSD konusu gelişim sürecine girmiştir.Çok yakın gelecekte hem normal kadın cinsel fonksiyonu hemde KSD çok daha iyi anlaşılacaktır.

KADINDA CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞUNUN EPİDEMİYOLOJİSİ

KSD prevelansı yüksek bir hastalıktır.Geçmişte KSD hakkındaki tanım ve klasifikasyonların yetersiz olması epidemiyolojik çalışmaları güçleştirmiş ve sağlıklı kadınlarda KSD prevelansı büyük farklılık göstermiştir. Mutlu evlilik yapan 100 çift arasında yapılan bir çalışmada kadınların %63'ünde seksüel bozukluk veya orgasmik disfonksiyon rapor edilmiştir. 1993 yılında 329 olguda yapılan bir çalışmada en çok rapor edilen sorunlar seksüel aktivite esnasında inhibisyon(%38.1) , seksüel zevk alamama(%16.3), orgasma ulaşamama(%15.4) ve ağrılı ilişki (%11.3) olarak rapor edilmiştir. 1990 yılında Spector ve Corey seksüel disfonksiyonun insidans ve prevalansını literatürden incelemişler inhibe olmuş kadın orgazmının prevalansını %10 olarak rapor etmişlerdir.Fakat diğer seksüel bozuklukların (vaginusmus, disparöni) prevalansı hakkında bir değerlendirme yapmamışlardır. 1998 yılında seksüel disfonksiyon konusunda rastgele seçilen 4000 erişkin arasında İngiltere'de bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışma için gönderilen anket formlarının sadece %44'üne cevap alınabilmiştir.

Bu anket sonuçlarına göre erkeklerin %34'ünde cinsel disfonksiyon şikayeti bulunurken , kadınlarda bu oran %44 olarak bulunmuştur. KSD'ın prevalansı konusunda en iyi sonuçlar National Health and Social Life Survey tarafından 1992 yılında verilmiştir.Bu çalışma 18-59 yaş arasındaki 1749 kadın ve 1410 erkek arasında yapılmıştır.Bu çalışmayı tamamlayanların oranı %79'un üzerinde idi. Bu çalışmada KSD'in prevalansı %43'ün üzerinde idi. Bu oran erkek cinsel disfonksiyonundan(%31) fazla idi.Bu yaş grubundaki kadınlarda KSD prevalansı vajinal kayganlık problemi dışında yaşla beraber azalmakta idi. Evli olup gelir düzeyi ve eğitim düzeyi yüksek olan kadınlarda KSD daha az görülmekte idi. Değişik ırklardaki kadınlar farklı cinsel fonksiyon bozukları tesbit edildi. Duysal ve stresle ilgili problemleri olan kadınlar KSD'in tüm kategorileri ile ilgili şikayetlerde bulundular. Bu çalışmada cinsel fonksiyon bozukluğunun fiziksel ve duygusal tatminsizlikle veya genel iyilik haliyle ilişkili olduğunu ortaya koyuldu. 1999 yılında Amerika'lı erişkinlerde yapılan çalışmada seksüel fonksiyonun yaşam kalitesini etkilediği vurgulandı. Evli kadınların %84'ü tatmin edilen seks hayatının önemli olduğunu belirtmişlerdir. Ve yine kadınların %95'i sağlıklı cinsel yaşamın her yaşta yaşam kalitesini arttırdığını bildirmişlerdir. Seksüel disfonksiyon prevalansının yüksek oluşu ve yaşam kalitesini etkilemesi hem erkeklerde hemde kadınlarda incelenmesi ve üzerinde durulması gereken önemli bir sorundur.

KADINLARDA SEKSÜEL CEVAP

Kadınlarda seksüel cevap fazları ilk olarak 1966 yılında Mastero tarafından vurgulanmıştır.Bu fazlar heyecan, plato, orgazm ve çözülme olarak sıralanmıştır.Kaplan 1970'de bu sıralamaya heyecan öncesine cinsel istek fazını eklemiştir.Bu model KSD'nın tanısal sınıflandırılması için temel olmakla birlikte tartışmalar sürmektedir. Yeni alternatif modeller sunulmaktadır. Bu modellerde kadının cinsel cevabı simultene olarak görülmekte ve bazı zamanlarda birbirleri ile üst üste gelebilir.Bu model aynı zamanda seks için nonfiziksel motivasyonun ,mental ve fizyolojik uyarının ve orgasmik boşalmanın geniş ölçüde değişken olabileceğini vurgulamaktadır. Bu önerilen model seksüel cevabın kompleks ve psikosomatik bir olay olduğunu göstermektedir.

Kadınlarda seksüel cevap oluşumu fizyolojik, sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerin farklılığına bağlıdır.Fizyolojik değişiklikler genital ve ekstragenital bölgelerdeki vazokonjesyon ve myotonik reaksiyonları kapsar. Uyarılma fazındaki somatik değişiklikler genital organların vasküler konjesyonuna bağlı olarak oluşan ve orgasmik bir platforma zemin hazırlayan labium ve klitorisin engorjmanı ve vaginal dilatasyon ve uzamadır. Meme uçlarında ereksiyon, solunum hızında kan basınçında ve nabızda artış genelde oluşur.Orgazm istem dışı olarak uterus, klitoris ve pelvik taban kaslarının ritmik kontraksiyonu ile karakterizedir. Somatik cevapları ayarlayıp regule eden kompleks nörohormonal ve otonomik mekanizmalar hale yeterince anlaşılamamıştır. Vasoaktif intestinal peptit ve nitrik oksit gibi nörojenik mediatörler klitoris ve vajinal guvardaki düz kaslarda gevşeme ve bunun sonuçunda vajinal kan akımı ve sekresyonda artışa neden oluyor olabilirler. Kadın hormonlarının özellikle östradiol'ün vasodilatatör etkisi genital arterioller üzerinde etkili olabilir.Ayrıca östradiol seksüel cevap siklüsdeki diğer hormonlarıda etkiliyor olabilir.

KADINDA SEKSÜEL FONKSİYON BOZUKLUKLARIN TANIMI VE KLASİFİKASYONU

Geçmişte yapılan diagnostik sistemler(international classification of diseases, tenth edition)(ICD-10) ve DSM-IV(Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders 4. edition) kadında seksüel fonksiyon bozuklar hakkında farklı tanımlamalar ve kişisel isimlendirmeler getirmiştir. DSM-IV sistemi sadece psikiyatrik etyolojili fonksiyon bozuklukları ile sınırlı kalmıştır. 1998'de American Foundation of Urologic Disease(AFUD)'nin sağlık konseyi ilk olarak seksüel fonksiyon bozukları ile ilgili olarak düzenlenen toplantıda tanım ve klasifikasyonda bir standardizasyon getirilmiştir. Bu standardizasyon sağlanması ile mental ve medikal sağlık uygulamalarında kolaylık oluşturacaktır. Rand metodunu kullanarak bu panelde önemli bir klasifikasyon sistemi geliştirildi. Önceki sistemlerin temel yapısı korunarak bazı önemli değişiklikler yapıldı ve yeni klasikasyon sistemi oluşturuldu. 1998 AFUD konsensus klasifikasyonu seksüel fonksiyon bozukluklarını 4 kategoride toplamaya devam ediyor, istek bozukluklar, uyarılabilme bozuklukları, orgasmik bozukluklar ve ağrı oluşması ile ilgili bozukluklardır. Bu klasifikasyona organik ve psikiyatrik etyolojiler dahil edilerek tablo 1'de ki klasifikasyon ortaya konmuştur.

1999 AFUD konsensus klasifikasyonu

1-SEKSÜEL İSTEK BOZUKLUKLARI

a)Hipoaktif seksüel istek bozuklukları

b)Seksüel uzak durma

2-SEKSÜEL UYARILABİLME BOZUKLUĞU

3-ORGASMİK BOZUKLUKLAR

4-SEKSÜEL AĞRI BOZUKLUĞU

a)Disparöni

b)Vaginismus

c)Diğer seksüel ağrı bozuklukları

HER BOZUKLUK BAZI ALT TİPLERE AYRILMALIDIR

1-Hayat boyu yada kazanılmış

2-Generalize yada duruma bağlı

3-Etyolojik neden(organik, psikolojik , miks ,bilinmiyen)

Seksüel fonksiyon bozuklukların AFUD sistemindeki ilk majör kategorisi seksüel istek bozuklukları hipoaktif seksüel istek bozukluğu ve seksüel uzak durmayı içerir. Hipoaktif seksüel istek bozukluğu seksüel fantezi, istek ve/veya düşünce yokluğunu içerir. Seksüel uzak durma seksüel partnerle ilişki kurmadan sakınma ve seksül fobi olarak tanımlanır.

Seksüel fonksiyon bozukluklarının 2. kategorisi seksüel uyarılabilme bozukluğu subjektif bir heyecan veya genital lubrikasyon eksikliği ile ifade bulan yeterli seksüel heyecana ulaşamamak veya devam ettirememek olarak tanımlanır.

Üçünçü kategori orgasmik disfonksiyonu oluşturur.Yeterli seksüel stimulus ve uyarılma olmasına rağmen orgasma ulaşmadaki güçlükleri veya orgasmın oluşmaması olarak tanımlanır.

Dörtüncü kategori seksüel ağrı bozuklukları disparoni, vajinismus ve non koital seksüel ağrıyı içerir. Disparöni penetrasyon esnasındaki genital ağrıdır. Vaginismus vajinal penetrasyonu engelleyen vajenin 1/3 alt kısmında meydana gelen istem dışı spasmdır.Son olarak tanımlanan ilişki dışı ağrı ise nonkoital seksüel stimilasyon sonucu oluşan ağrıdır.Tüm bu ağrılar devamlı veya rekürran olup kişisel rahatsızlık oluşturması durumunda anlamlıdır.Örneğim seksüel istek azlığı olan ama bu durumdan şikayetçi olmayan bir kişinin hipoaktif seksüel istek azlığı söz konusu değildir.

CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞUNUN ETYOLOJİSİ

Kadında cinsel disfonksiyon sıklıkla multifaktöriyeldir.Organik ve/veya psikolojik sebeplerden kaynaklanabilir.Cinsel disfonkssiyonun organik nedenleri iyi anlaşılamamıştır.Ancak vasküler, nörojenik ve hormonal mekanizmalarla açıklanabilir.Bu mekanizmalar erkek modellerde çok daha detaylı çalışılmıştır, ancak kadın cinsel fizyolojisi ve patofizyolojisi üzerine bilimsel araştırmalarda gittikçe artmaktadır. Cinsel disfonksiyonun vasküler nedenlerinin hipogastrik-pudental arter yatağı yetmezliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Aterosklerotik risk faktörleri(hipertansiyon, hiperkolesterolemi, diabetes mellitus ve sigara içimi) erkeklerde cinsel disfonksiyon ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca ateroskleroz dişi tavşanlarda vajinal angorjman yetmezliği ve klitoral erektil yetmezliği ile ilişkili bulunmuştur.Nörolojik bozukluklarda kadınlarda cinsel uyanma ve orgasmik disfonksiyonla ilişkilidir.Aslında spinal kord yaralanması geçirmiş kadınlar üzerine yapılan çalışmalar kadın cinsel fonksiyonların normal nörofizyolojisini anlamamıza katkıda bulunmuştur.Seksüel disfonksiyonla ilişkili hormonal durumlar prematür over yetmezliği ve cerrahi ve doğal menopozdur,bu gibi durumlarda vajinal kuruluk ve azalmış istek görülür.Androjen eksikliği ve hiperprolaktinemi cinsel istekte önemli azalmalara neden olur.

Sonuç olarak kadın cinsel disfonksiyonunun psikolojik mekanizmaları oldukça sıktır ve organik etyolojilerle birlikte görülebilir.Depresyon ve anksiete bozukluğu seksüel disfonksiyonla sıklıkla ilişkilidir. Ayrıca bu durumların tedavisinde kullanılan ilaçlarda istenmeyen seksüel sonuçlara yol açabilir.

CİNSEL DİSFONKSİYONUN ARAŞTIRILMASI

Birçok kişi cinsel disfonksiyonunu sağlık çalışanına söylemeye çekinmektedir.Bir araştırma kişilerin %68'i cinsel problemlerini doktorları ile paylaşmalarının doktorlarını sıkaçağını düşündükleri için ifade edemediklerini ortaya koymuştur. Dolayısı ile seksüel disfonksiyonun yüksek prevelansa rağmen pek az hasta rutin tıbbi sorgulama esnasında cinsel problemini ifade eder. Bir çalışmada poliklinik muayenesi sırasında detaylı soruların ilave edilmesi ile cinsel şikayeti olan hastaların oranı %3'den %19'a çıktığı görülmüştür. Cinsel sağlığın sorgulanması hastanın özel problemini tartışmasını ve başka şekilde sormayacağı sorularını gündeme getirmesini sağlayacaktır. Jinekologta bu sorgulamadan cinsel disfonksiyon, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve cinsel kötü muameleye maruz kalan hastalarını ayırt edebilir. Cinsel sağlığın hikayesi tıbbi hikayenin sonlarına doğru doktorla hasta arasında güven ortamı sağlandığında sorulmalıdır.Kısa cinsel hikaye iki soru sorularak öğrenilebilir: Cinsel olarak aktifmisiniz? Ve Herhangi bir cinsel güçlük yada probleminiz varmı? Eğer alınan cevaplar ileri araştırma gerektiğini düşündürüyorsa cinsel oryantasyon, cinsel aktivite sıklığı, cinsel eş sayısı ve cinsel doyumuda kapsayan daha detaylı bir hikaye alınabilir. Hastaların cinsel hayat ve sorunlarını tartışırken rahat ettirebilmek için cinsel hikayede tıbbi hikayenin alındığı yaklaşımla alınmalıdır. Doktor utanmış, yargılayıcı veya şaşırmış görünmemeli, hastalar konuşma sırasında mahremiyet ve güvenilirlik açısından ikna edilmelidir.

Sonuç olarak cinsel disfonksiyon araştırması detaylı tıbbi hikaye vepelvik muayeneyi kapsar.Pek çok ilaç özellikle antidepresan ve antihipertansifler cinsel fonksiyon üzerinde olumsuz etkiler gösterdiğinden sorgulanmalıdır. Geçirilmiş tıbbi ve psikolojik problemler, pelvik operasyon hikayesi anksiete, depresyon, uykusuzluk gibi psikolojik problemler sorgulanmalıdır.Vasküler, nörojenik ve endokrin nedenler kadar kronik yorgunluk ve ağrı yapan nedenlerde cinsel isteği azaltarak cinsel disfonksiyona neden olabilir. Pelvik muayene hastanın yakınmaları ve bulguları ile ilgili jinekolojik patolojileri açığa çıkarabilir. Peri ve post menopozal kadınlarda östrojen eksikliği bulgularının tesbit edilmesine yardımcı olur.

Seksüel disfonksiyonla ilgili objektif testler bulunmamakla birlikte anketler hasta günlükleri tedavi sırasında hastanın yanıtını görmekte faydalı olur. Cinsel cevabın fizyolojik ölçümünü yapan vajinal fotopletismografi ve klitoral ısı ve oksijenasyon ölçümü, vajinal ve klitoral doppler akımı ve vajinometri henüz gelişmektedir. Bir grup , seksüel disfonksiyon araştırmasında genital kan akımı vajinal pH , klitoral ve labial titreşim eşiklerinin standart erotik ve vibratör ile cinsel stimulasyon öncesi ve sonrasında ölçümünü önermişlerdir. Buna rağmen şimdilik bu ölçümler deneyseldir ve hastalarda rutin klinik kullanımının standardizasyonu ve cinsel disfonksiyonu olanlarda sağlıklı kontrollerde normal değerlerin geliştirilmesi beklenmektedir.

CİNSEL BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİ

Cinsel bozuklukların tedavisi rahatsızlığın tipine ve herzaman belirlenememesine rağmen etyolojiye göre değişir. Seksüel disfonksiyon genellikle multifaktöriyeldir. Ve hasta aynı anda değişik kategorilerde cinsel bozukluklar birlikte görülebilir. Dolayısı ile farklı cinsel bozuklukların tedavisi benzerlik gösterir. Örneğim disparoni postmenoposal bir kadında vajinal kuruluk nedeni ile görülebilir.Bu semptom zamanla cinsel aktivite sırasında haz ve doyumu azaltacağından hipoaktif cinsel istek bozukluğuna yol açabilir. Disparoninin vajinal östrojen tedavisi veya vajinal lubrikan kullanılması ile hem ağrı hemde istek azlığı iyileşebilir.

Seksüel fonksiyon bozukluğunun araştırması sırasında tanı konulan jinekolojik problemler tıbbi veya cerrahi olarak tedavi edilir.Cinsel fonksiyonu etkileyen bir ilaçın yerine yenisinin konması veya kullanılmaması semptomları düzeltebilir.Tüm antidepresanların genellikle azalmış cinsel istek ve/veya orgasmik disfonksiyona yol açtığı bilinmesine rağmen trazodone ve buproprion gibi antidepresanlar cinsel isteği normalin üstünede çıkarabilir. Seksüel fonksiyon bozukluğunun tıbbi tedavisine rağmen eğer açık bir organik etyoloji bulunamıyorsa duygusal ilişki ile ilgili problemlerden şüpheleniliyorsa veya tedavi sonrası semptomlarda iyileşme görülmüyorsa seks konusunda uzmanlaşmış psikiyatri uzmanı tarafından tedavi ve araştırması gerekir.

Jinekolojik pratikte en çok gördüğümüz ve tedavi ettiğimiz cinsel bozukluk disparönidir..Bütün cinsel bozukluklar içinde disparöni tanı konulup ve tedavi edilebilir bir organik etyolojisi olması en muhtemel bozukluktur. Disparöniye neden olabilecek sık görülen jinekolojik bozukluklar endometriosis, pelvik yapışıklıklar veya enflamatuar hastalık , over kist ve kitleleri ve vajinittir.Bu bozuklukların tıbbi veya cerrahi tedavisi disparöniyi azaltacak veya tamamı ile iyileştirecektir. Vajinal kuruluk ve irritasyondan dolayı disparöniden şikayet eden pre ve postmenopoz olgularda genellikle neden atrofik vajinittir. Vajinal lubrikanlar veya östrojenle tedavi edilebilirler.Psikolojik faktörlere veya ilişki problemlerine bağlı disparöni eğitim veya görüşmelerle tedavi edilmelidir ve bu olgularda uzun süreli seksüel veya evlilik terapileri gerekebilir.

Jinekolojik pratikte sık karşılaşılan diğer bir cinsel ağrı bozukluğu olan vaginismus distal vajinal ve pelvik taban kaslarının penetrasyon sırasında istemsiz kasılmasıdır. Vaginismus karışık etyolojisi olan kompleks bir durumdur.Bu hastalar muayene sırasında spekulum veya bimanual muayeneyi zor tolere ederler, introitus yakınlarına palpasyon ile levator ani kasının güçlü istemsiz kasılması ile karakterizedirler.Tedavi danışma ,eğitim ve pelvik taban kaslarının kontraksiyon ve relaksasyon eğzersizleri ve vajinal genişletmeyi kapsar. Kegel eğzersizleri hastaya pelvik taban kaslarının kontrolünü öğretmek için faydalıdır. Vajinal dilatasyon egzersizleri hastanın önce parmağını vajinasına koyması ve ardından vajinal dilatörlerin kullanılması ile yapılır.

KADINDA CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞUNUN FARMAKOLOJİK TEDAVİSİ

Östrojen replasman tedavisi

Östrojen replasman tedavisi cinsel fonksiyon bozukluğu olan postmenopozal hastada ilk tedavi yöntemi olrak seçilir.Östrojen tedavisi libidoyu ve klitoral hassasiyeti ve disparöniyi iyileştirir.Postmenopozal kadınlar sıklıkla cinsel birleşme sırasında vajinal kuruluk ve irritasyondan şikayet ederler.Bu semptomlar lokal veya sistemik östrojen tedavisi ile düzelir.

Androjen tedavisi

Postmenopozal kadınlarda özellikle cerrahi menopozda androjen tedavisi cinsel istek ve uyarılmayı artırır. Cerrahi menopozda olan hastalarda yapılan prospektif çapraz kör bir çalışmada testosteron tedavisi (östrojen tedavisi ile birlikte yada tek başına) bu kadınlarda cinsel fantazi sayısını cinsel istek şişdetini tek başına östrojen tedavisine veya plaseboya göre arttırmıştır. Aslında bu faktörlerin (cinsel fantazi sayısı,cinsel istek, uyarılma) hepsi serum testosteron seviyeleri ile direkt olarak ilişkilidir. Buna karşılık koitus sıklığı ve orgasm androjen tedavisinden etkilenmemiştir. Başka bir çalışmada cinsel istek ve hazda östrojen tedavisine yetersiz cevabı olan postmenopozal kadınlarda kombine östrojen ve metiltestosteron tedavisinin ciddi iyileşme sağladığı gösterilmiştir. Cinsel fonksiyon bozukluğu olan premenopozal kadınlarda androjen tedavisinin etkinliği bilinmemektedir.Androjen tedavisinin muhtemel yan etkileri nadirdir, ancak hiperkolesterolemi , hirsutism, ses kalınlaşması ve akne yapabilir.

Sildenafil

Sildenafil selektif olarak siklik guanosin monofosfat(cGMP) yıkımını önleyen siklik guanosin monofosfat fosfodiesteraz tip V inhibitörüdür. Siklik guanosin monofosfat genital düz kaslarda relaksasyon oluşturan nitrik oksite haberci olarak fonksiyon eder. Sildenafil klitoral ve vajinal düz kasların relaksasyonunu ve genital kan akımını arttırdığı düşünülmektedir.Bu vazoaktif maddenin erkek erektil disfonksiyonunda etkili olduğu bulunmuştur. Cinsel fonksiyon bozukluğu olan postmenopozal kadınlarda yapılan kontrol grupsuz çalışmada düşük doz sildenafil'in iyi tolere edildiği vajinal kayganlık ve klitoral hassasiyeti arttırdığı ancak hastalar tarafından doldurulan ankette toplamda cinsel fonksiyonu iyileştirmediği gösterilmiştir.

Diğer farmakolojik tedaviler

Erkek cinsel disfonksiyonunda kullanılan pek çok farmakolojik ajan kadın cinsel disfonksiyonunda potansiyel tedavi olarak önerilmektedir.Klinik çalışmalarda L-arginine, prostaglandin E1, phentolamine ve apomorphine kullanımının şimdilik deneysel olmasına rağmen gelecekte bu ajanların birisi veya birkaçı klinik olarak etkinliği ispatlanabilir.

DİĞER TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Klitoral vakum aleti

Cinsel uyarılma problemiolan kadınlarda tedavi için yeni bir alet önerilmiştir. EROS klitoral tedavi aleti(EROS-CTD) evde pille çalışan klitoral angorjmanı ve kan akımını iyileştirmek üzere klitoris üzerine hafif bir vakum uygulayan bir alettir.Cinsel fonksiyon bozukluğu tedavisinde onay almış tek tedavi aletidir. EROS-CTD üzerine yapılan bir çalışmada cinsel uyanma problemi olan 20 kadında ve 12 sağlıklı denek çalışmaya katılmıştır. Aletin kullanımından sonra disfonksiyonu olan deneklerin %90'ı artmıl klitoral his, %80'i artmış vajinal kayganlık, %55'i orgasm kabiliyetinde artış, %80'i toplamda artmış cinsel doyuma ulaştıklarını ifade etmişlerdir. Sağlıklı kadınların %58'i artmış klitoral his ifade etmişlerdir. Lokal yan etkiler gözlenmemiştir. Eğer bu tedavinin etkinliği ve güvenilirliği gelecek çalışmalarda desteklenirse EROS-CTD cinsel uyanma bozukluğu olan olgularda faydalı bir non farmakolojik tedavi yöntemidir.

SONUÇ

Kadın cinsel disfonksiyonu bir kadının hayat kalitesini olumsuz etkiliyebilecek sık görülen ve önemli bir durumdur.Ne yazıkki kadında cinsel disfonksiyonun patofizyolojisi, risk faktörleri, doğal seyri ve optimal tedavisi halen tam olarak anlaşılamamıştır.