Photo
GEBELİK VE BESLENME

Anne karnındaki bebeğin, tek besin kaynağı annesidir. Bu nedenle gebelikte beslenmenize özen göstermek zorundasınız. Çünkü hem bebeğin büyümesi ve gelişmesi, hem de annenin gereksinimlerinin karşılanması için gebelikte beslenmeye önem vermek gerekir. Genel hatları ile önerimiz aşağıdadır:

Gebelikte günlük kalori ihtiyacı ilk üç aydan sonra artar. Çünkü;

Gebelikte ortalama kilo artışını 13 kilo kabul edersek bunun anneye kalori olarak maliyeti 5000 kilo kaloridir. Bu da gebelerin ilk üç aydan sonra günde ilave 300 kilokaloriye ihtiyacını ortaya çıkarır. Gebelere beslenme ile ilgili bilgiler verilmeden gebenin bu konu ile ilgili problemleri ve öyküsü araştırılmalıdır.
  1. Laktose intoleransı araştırılmalıdır(Süte karşı sindirim sistemindeki uyumsuzluk).
  2. Kistik fibrosis (Ailesel geçişli hastalık, pankreas enzimlerinde yetersizlik).
  3. Daha önce geçirilmiş mide-bağırsak ameliyatları.
  4. Crohn's hastalığı.
  5. Otoimmün hastalıklar.
  6. Phenylketonüria
  7. Epilepsi tedavisinde kullanılan hydantoin adlı ilacın kullanılması.

Bu gibi durumlarda gebelerin beslenme uzmanlarının yakın takiplerine ihtiyaçları vardır. Gebe kadınların daha önceki gebeliklerindeki kilo artışları ve doğan bebeklerin kiloları araştırılmalıdır. Daha önceki gebeliklerinde az kilo alan veya düşük doğum ağırlıklı bebek dünyaya getiren gebelerin bu gebeliklerinde beslenmeleri hekimleri tarafından dikkatle düzenlenmelidir. Laktose intoleransı olan (süte karşı sindirim problemi olan gebeler) olgular yeterli süt tüketemedikleri için kalsiyum ve vitamin D takviyesi yapılmalıdır. Sigara ve madde bağımlısı olan olgulara B6, folik asit ve kalsiyum takviyesi yapılmalıdır. Vegeteryanlara vitamin D ve B12, çoğu gebelere B6, folik asit ve vitamin C takviyesi yapılmalıdır. Şeker hastalığı ve emilim bozukluğu olan gebelerin diyetleri diyetisyenler tarafından özenle düzenlenmelidir. Gebelerin beslenmelerinde önemli olan maddeler hakkında kapsamlı bilgi aşağıda verilecektir.


Kalsiyum

Kalsiyum bebeğinizin gelişmesi için önemli bir mineraldir. Kalsiyum ihtiyacı gebe olmayan kadınlara göre gebelerde %50 oranında artmıştır. Yetişkin kadının günlük kalsiyum ihtiyacı 800 mg. iken gebelik ve emziren kadınlarda bu ihtiyaç 1200 mg.'dır. Kalsiyum'dan zengin besinler peynir, süt, yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Ancak süt ürünlerinin yağ açısından zengin oldukları unutulmamalıdır. Bu nedenle yağı alınmış ürünler tercih edilmelidir. İlaç olarak verilen kalsiyum, demir içeren ilaçlarla birlikte alınmamalıdır. Bu iki önemli madde, gebelikte birlikte alındığında bağırsaklardan emilimleri bozulmaktadır.


Protein

Gebelikte protein gereksinimi artışı için protein içeren çeşitli besinler alınmalıdır. Balık, kırmızı et, tavuk eti, sütten yapılan besinler, kuru baklagiller, yumurta protein bakımından zengin besinlerdir. Ancak hayvansal besinler yağ açısından zengin olduğu için aşırı alınmamalıdır. Mümkünse yağsız et tüketilmelidir.


C Vitamini

C vitamini vücudumuzun hastalık etkenlerine karşı direncini artırır ve demirin bağırsaklardan emilimini kolaylaştırır. Vücudumuzda C vitamini depolanmadığı için her gün belli miktarda alınmalıdır. Uzun süre saklanan ve pişirilen besinlerde C vitamini kaybolur. Besinler taze tüketilmeli, sebzeler çiğ ya da az haşlanarak yenilmelidir. Lahana, domates, Brüksel lahanası, greyfurt, portakal, karnabahar, çilek, kırmızı ve yeşil biber, patates C vitamini bakımından zengin besinlerdir.


Lifli Gıdalar

Günlük beslenmemizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli gıdalar gebelikte sık görülen kabızlığın önlenmesinde çok yararlıdır. Sebze ve meyveler lif açısından zengindir, her gün bolca tüketilmelidir. Kepekli besinler de lif içerirler, ancak bazı besinlerin emilimine engel olduklarından fazla tüketilmemelidir. Kepekli ekmek, kuru yemiş, kepekli makarna, kuru kayısı, bezelye, esmer pirinç, pırasa, kuru üzüm lif açısından önemli besin kaynaklarıdır.


Folik Asit

Bebeğinizin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftalarında çok önemlidir. Vücutta depolanmadığı ve gebelik süresince normalden fazlasına gerek duyulduğu için her gün alınmalıdır.Taze yeşil sebzeler, meyveler, meyve suları folik asit kaynağıdır. Pişirme ile folik asit miktarı azalacağı için çiğ ya da az haşlanarak tüketilmelidir. Sigara içen, fazla alkol tüketen, çoğu gebeliklerde ve yeşil sebzeyi yeterli almayan gebelere mutlaka folik asit takviyesi yapılmalıdır. 300 mikrogram folik asit desteği bu gebelerde yeterlidir.


Demir

Bebeğin ve annenin temel ihtiyaçlarından biridir. Gebelikte hem bebeğin doğumdan sonra kullanacağı demirin depolanması hem de gebelik nedeniyle annenin artan kan volümünün oluşturulması ve kanın oksijen taşıma kapasitesinin artması için gebelerin oldukça fazla demir ihtiyacı oluşur.

Hayvansal yiyeceklerdeki demir, sebze ve kuru meyvelerden alınan demirden daha kolay bağırsaklardan emilir. Et tüketmeyen gebelerin aldıkları gıdalardaki demirin emilimini artırmak için C vitamini açısından zengin besinlerle beslenmeleri gerekir. Hamile kadın, gebelik esnasında ne kadar iyi beslenirse beslensin, yiyeceklerden aldığı demir, ihtiyacını karşılamak için yeterli olamaz. Buna bağlı olarak tüm gebelere artan demir ihtiyacını karşılamak için ilaç olarak demirli preparatlar verilmelidir.

Demir eksikliğinde gebelerde yorgunluk hissi, konsantrasyon güçlüğünün yanı sıra cilt ve mukozalarda solukluk, saç dökülmesi gibi fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Gebelikte oluşan demir eksikliğine bağlı kansızlıklar erken doğumlara, doğan bebeğin düşük kilolu olmasına neden olabilir. Kansızlık problemi olan gebelerin, yeni doğan çocukların daha fazla hastalanma olasılığı da mevcuttur. Demirden zengin yiyecekler yağsız kırmızı et, ton balığı ve karaciğerdir. Gebelik esnasında artan demir ihtiyacını karşılamak için rutin olarak 30 mg/gün demir verilmelidir.

Demir alan bir çok gebede istenmeyen yan etkiler de olabilir. Bunlar kusma, mide yanması, ishal, kabızlık ve karın üst tarafında lokalize ağrılardır. Günlük alınan demir dozu arttıkça bu şikayetler daha sık gözükür. Demirin kabızlık ve kusmaya yol açması, demir içeren ilacın, yemekler esnasında alınması ile asgariye indirilir. Demir ilacı bol su ile içilmelidir. Süt, kahve, çay ile birlikte içilmemelidir. Hayvansal besinlerle beslenmeyen gebelerde demir eksikliğine bağlı kansızlık çok sık görülür. Demir eksikliği kansızlığı olan gebelere günde 60-120 mg/gün demir preparatı verilmelidir. Bu olgulara mutlaka çinko ve bakır içeren multi vitaminlerde ilave edilmelidir.

Demir eksikliği olup olmadığını anlamak için ilk gebelik muayenesinde serum ferritin, hemoglobin, hemotokrit ve eritrosit indexleri hekim tarafından istenmelidir. Serum feritin seviyeleri normal fakat kansızlık olan gebelerde demir eksikliği dışındaki diğer kansızlık sebepleri de araştırılmalıdır. Serum ferritin seviyesi 20 mikrogram/L ve daha fazla olan gebelerin demir depoları gebelik için yeterli demektir. Hemoglobin değerleri gebeliğin ilk üç ayında 13 gram ve üstünde ise ve doğuma yakın dönemde 12 gram ve üstündeki hemoglobin değerleri gebelik için mükemmeldir.

İlk üç ayda ve doğuma yakın 11 gramın altındaki hemoglobin değerleri kansızlık olarak değerlendirilmelidir. Hemotokrit değerleri de gebelik boyunca değer olarak %32-33'ün üstünde olmalıdır. Demir eksikliği, kansızlığı tedavi edilen olgulara demire ilave olarak folik asit, B12 vitamini., çinko ve bakır içeren multi vitaminler de mutlaka verilmelidir.


İyot

En önemli iyot eksiliğinin nedeni; besinlerimizin yetiştiği topraklardaki iyotun yeterli olmamasıdır. Topraklardaki iyot eksikliği ülkemizin denizden uzak yerleri için önemli bir problemdir. Bunun için ülkemizde rutin olarak iyotlu sofra tuzları kullanılmalıdır. İyot troid bezi hormonlarının yapımında önemli bir maddedir. Troid hormonları da beyin gelişmesinde önemli rol oynar. İyot eksikliğine bağlı troid hormonlarının az yapılması beyin gelişmesinde problemlere neden olur. İyot eksikliği yukarıda belirttiğimiz nedenlerle yeni doğanda geri dönüşümü olmayan zihinsel ve fiziksel geriliklere neden olur.(cretinism) Annenin iyod alımı yetersizse bebeğin troid bezinden yeterli troid hormonları yapılmayacak bu da bebekte zihinsel ve fiziksel geriliklere neden olacaktır. Tüm bu problemleri iyod ilaveli sofra tuzları çözecektir.
GEBELİKTE KİLO ALIMI



Gebelik öncesi ağırlık ve boy uzunluğu mutlaka bilinmelidir. Gebelikte alınmasına izin verilen kilo artışı gebelik öncesi ağırlık ile ilişkilidir. Anne adayının boy ve ağırlığı kullanılarak aşağıda örnek verildiği üzere vücut kitlesi indeksi (Body Mass Index=BMI) hesaplanmalıdır.

Örnek: 70 kilo ve 1.60 cm. boyu olan anne adayının vücut kitlesi indeksi nedir?

Vücut kitlesi indeksi:
Ağırlık (kilo) / Boy (metre)² 7 / 2.56 = 27

Vücut kitlesi indeksi gebelik esnasında alınacak kilonun belirlenmesinde kullanılır. Aşağıdaki tablo gebelik esnasında vücut kitlesi indeksine göre normal kabul edilebilecek ağırlık artışlarını göstermektedir.

Vücut Kitlesi İndeksi Kitlesi Gebelikte Alınabilecek Kilo

19.8'den Küçük Olanlar

Zayıf 15-22 Kilo

19.8-26 Arasında Olanlar

Normal 13-19 Kilo

26 ile 29 Arasında Olanlar

Şişman

8-13 Kilo

29'dan Büyük Olanlar

Aşırı Şişman

En Az 8 Kilo ve Üstü



Daha açık bir şekilde ifade edersek gebeliğin ilk 3 ayından sonra vücut kitlesi indeksi normal sınırlar içinde olan gebeler haftada yaklaşık 400 gram, şişman kategorisine giren gebeler haftada yaklaşık 300 gram, zayıf kategorisine giren gebeler yaklaşık 550 gram kilo almaları uygun olacaktır. Anne adayının kilo alımı fetusun sağlık durumunu ve kilosunu etkilediği için çok önemlidir. Belirlenen standartlardan daha az kilo alımı düşük doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirmekle yakından ilişkilidir. Anne adayının gebelikte aşırı kilo alması da bebeğin aşırı iri olmasına, buna bağlı olarak doğumun güç olmasına ve aşırı kilolu dünyaya gelen bebekte birçok problemlerin oluşmasına neden olur. Gebe beklenenden fazla kilo alıyorsa gebenin diyeti gözden geçirilmeden aşağıdaki durumlar gözden geçirilmelidir.
  1. Kilo ölçümünde hata mı yapılmakta?
  2. Gebeliğin ilk aylarında gebelik kusmalarına bağlı kilo kaybı mı olmuş?
  3. Anne adayı gebelik sırasında sigarayı mı bırakmış?
  4. İkiz veya üçüz gebelik mi mevcut?
  5. Gebeliğe bağlı şeker hastalığı mı gelişiyor?
  6. Anne adayının fiziksel aktivitelerinde ciddi azalma mı oldu?
  7. Gebeliğe bağlı ödem mi oluşuyor?

Gebenin yetersiz kilo alımında aşağıdaki durumlar gözden geçirilmelidir.
  1. Ölçüm hatası mı yapılmakta?
  2. Gebeliğe bağlı oluşan ödem azalmakta mı?
  3. Kusma bulantı veya ishal gibi sindirim sistemini ilgilendiren hastalık söz konusu mu?
  4. Psikolojik veya sosyal çevre problemlerine bağlı iştah azalması mı söz konusu?
  5. Sigara içiliyor mu?
  6. Alkolik mi?
  7. Enfeksiyon veya emilim bozukluğuna sebep olan hastalık mı var?
  8. Yetersiz beslenme mi söz konusu?

Doğum sonrası gebelikte alınan kilolar genellikle kolaylıkla verilir. Gebelik esnasında normal sınırlar içinde kilo alan gebenin doğum sonrası, altıncı ayda kilosu yaklaşık doğum öncesi kilosu kadar olacaktır. Gebelik esnasında aşırı kilo alan gebelerin gebelik öncesi kilolarına dönmeleri için gayret göstermeleri gerekir.  GEBELİKTE SİGARA VE ALKOL



Sigara

Sigara fetusun gelişmesini engeller. Sigaranın fetusta rahim içi gelişme geriliği yaptığı bilimsel araştırmalarda net olarak gösterilmiştir. Sigara içen annelerin düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma riski artmıştır. Sigara içen gebelerin bebekleri ve kendileri için yeterli besin alamadıkları gösterilmiştir. Sigara metabolizma hızını arttırır. Dolayısıyla C vitamini tüketimi artar. Sigara içmeye devam eden gebelere C vitamini ve multi vitamin içeren ilaç takviyesi yapılmalıdır. Gebelik esnasında sigarayı bırakma, gebelerin kilo alımlarının standartların üzerinde olmasına neden olur. Gebelikte zaten kısmi kansızlık problemi oluşur, sigara içimi mevcut kanın bebeğe oksijen taşıma kapasitesini daha da azaltır. Dolayısıyla bebek anneden daha az oksijen alarak rahim içinde sıkıntıya girer. Özetle, gebelikte sigara içilmez.


Alkol

Alkol plesantadan kolaylıkla geçer ve fetusa ulaşır. Bebeklerde alkol sendromu olarak tanımladığımız problemlere neden olur. Mikrosefali (başın küçük olması) gelişme geriliği, zihinsel gerilik, kalp, kol ve bacaklarda anormallikler alkol sendromunda görülen bulgulardır. Alkolik gebelerde genelde var olan kötü beslenme alışkanlığı da bebek üzerinde olumsuz etki yapacaktır. Alkolik gebelerde çinko gereksinimi önemli ölçüde artmıştır. Özetle; gebelikte alkol alınmaz.

GEBELİKTE DİYABET (ŞEKER HASTALIĞI)



1. Genel Bilgiler

Günümüzdeki ilerlemeler, Diyabetli (şeker hastalığı) annelerin sağlık bir gebelik ve sağlıklı bir bebek sahibi olma şanslarını arttırmıştır.

Başka bölümlerde daha sonra daha detaylı görecek olmamıza rağmen biraz diyabetten (şeker hastalığından) bahsedelim. Besinlerle aldığımız ve vücudumuzun yakıtını oluşturan şekerli maddelerin hücrelerimize girebilmesi için, pankreas denilen organımızın salgıladığı İNSÜLİN isimli bir hormona ihtiyaç duyarız. Bu hormonun, yetersiz yapılması veya hücrelerce uygun kullanılamaması sonucu, şekerler hücre içerisine giremezler. Tedavi edilmeyen hastalarda, kanda yüksek miktarlarda şeker birikir ve başta böbrek, göz ve damarlar olmak üzere bir çok organa zarar verir, bu organların kaybedilmelerine neden olabilir. Bazı hastalar, günlük insülin ihtiyacını, günlük enjeksiyonlar ile kendileri alırlar. Bazı hastaların ise belirli bir beslenme programı uygulaması ve bazı ilaçları kullanması, bu hastalığı kontrol altına almak için ve olası zararlarından korunmak için yeterli olmaktadır. Yaklaşık, her 100 doğumdan 1'inde annenin daha önceden bilinen şeker hastalığı vardır. İlk gebelikte de %2-3 oranında annede diyabet görülür. Buna gebelik diyabeti veya gestasyonel diyabet denir. Her iki diyabet şeklinde de kan şeker seviyesinin kontrol altında tutulması, annenin ve fetusun sağlığı açısından hayatidir.


2. Fetus (Anne Karnındaki Bebek) Sorunları

Diyabeti iyi kontrol edilmemiş annelerin bebeklerinde, diyabetik olmayan anne bebeklerine göre daha yüksek oranlarda doğumsal anormallikler görülür. Bu anormallikler içinde; kalp ile ilgili sorunlar ve doğumsal beyin ve omurilik anormallikleri daha fazladır. Diyabetli gebelerde, düşük ve ölü doğum riski de daha fazladır. Önceden diyabeti olmayan ve Gestasyonel diyabeti olan gebeler, genelde diyabeti olmayan gebeler gibi doğumsal anormallikler açısından düşük risk taşırlar. Bazı çalışmalar, gestasyonel diyabeti ağır geçiren ve insülün tedavisi gerektiren gebelerde de riskin yükseldiğini söylemektedirler. Gerek daha önceden diyabeti bilinen gebelerin, gerekse de sadece gebeliği sırasında diyabeti olmuş gebelerin bebekleri daha iri (>4.5-5 kg.) doğarlar. Bazen bu bebeklerin vaginal olarak doğmaları mümkün olmaz ve sezeryn operasyonu ile doğurtulurlar. Şekeri kontrol edilmiş gebelerde, iri bebek görülmesi daha azdır. Diyabeti iyi kontrol edilmemiş gebelerin bebekleri, doğumdan sonra, solunum sorunları, düşük kan şekeri ve sarılık riski altındadır. Bu sorunlar, tedavi edilebilir sorunlardır ancak gebelik boyunca anne kan şekerinin kontrol edilmesi daha kolay ve sağlıklı bir yoldur.


3. Gebelik Sorunları

Gebelik öncesinden başlanan, kan şekeri kontrolleri sayesinde, artık diyabetik kadınlar da sağlıklı gebelik geçirebilmekte ve sağlıklı bebekler doğurabilmektedir. Ancak iyi kontrol edilmeyen diyabetik gebelerde bazı sorunlar daha sık görülür. Düşükler, doğumsal yüksek tansiyon, bebek gelişim bozukluğu, polyhidramnios (çocuğun içinde bulunduğu kesede fazla miktarda su birikir ve erken doğuma neden olabilir), erken doğum ve anne karnında bebek ölümleri bu sorunlardandır. Gebelik boyunca doktorunuz sizi her yönü ile takip eder. Belirli aralıklar ile ultrason yöntemi ile bebekteki büyüme ve gelişmeyi takip eder. Gebeliğin daha ileri günlerinde doktorunuz size bebeğin kalp atımlarının değişimini izlendiği bir test yapabilir. Diyabetik gebeliklerde sezaryen operasyonları daha sık yapılmaktadır. Gebelik öncesi diyabeti bilinen ve ilaçlar yardımı ile şekeri kontrol altında tutulan kadınların, gebelik sırasında, ilaçların, bebek üzerine yapabilecekleri olumsuz etki nedeni ile insüline geçmeleri gerekebilmektedir.


4. Gestasyonel Diyabetin Anlaşılması

Gestasyonel diyabet, gebeliğin en sık görülen komplikasyonlarındandır (istenmeyen etki). Genellikle gebeliğin ikinci yarısında görülür. Gebelikte, vücutta yüksek oranlarda yapılan hormonların, insülin hormonunun işlevini bozduğundan ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bazı grup kadınlar, gestasyonel diyabete adaydırlar. 30 yaş üzerindeki gebeler, şişmanlar, ailesinde diyabetli hastalar olanlar, daha önce iri bebek doğuranlar veya daha önce ölü doğum yapanlar bu riskli grubu oluşturur. Amerikan Diyabet derneği, tüm gebelerde, gebeliğin 24-28'. haftaları arasında Gestasyonel Diyabet tarama testi yapılmasını önermektedir. Test, 50 gr. glükoz (bir tür şeker) içeren bir sıvının alınmasından 1 saat sonra kan şeker seviyesinin ölçülmesinden ibarettir. Eğer kan şekeri yüksek çıkarsa, glükoz tolerans testi denilen, 100 gr. glükozun içilmesinden itibaren 1, 2 ve 3 saat sonra kan şeker miktarının ölçüldüğü test yapılır. Eğer bir gebeye gestasyonel diyabet tanısı konulursa, çoğunlukla (%85) diyet yeterli olmaktadır. Sadece %15 kadar olguda insülin kullanılması gerekir. İnsülin kullanacak gebeler her gün evde basitçe kullanabilecekleri aletler ile kan şekerlerini ve idarlarındaki şeker miktarlarını ölçerler. Doktorlarının önerilerine göre daha sonra insülinlerini uygularlar.


Doktorunuza danışmadan sağlığınız hakkında hiç bir karar vermeyin.
  GEBELİKTE KOZMETİK ÜRÜNLERİN KULLANIMI

Gebelik esnasında maruz kalınan kimyasal maddeler anne adaylarında korku ve endişeye neden olurlar. Bu nedenle doğum hekimine yöneltilen soruların büyük çoğunluğunu oluştururlar. Reçete ile kullanılan ilaçların fetus üzerine olumsuz etkileri (Teratojenik etkileri) bilimsel araştırmalarla gösterilmiştir. Anne adaylarınında bu bilgilere ulaşması kolaydır.

Anne adayları için endişe kaynağı olan, gebelikleri süresince kullandıkları kosmetik ürünlerin teratojenik muhtemel etkileri konusunda anne adaylarına kısa bilgi sunulmaktadır. Gebelik esnasında maruz kalındığında doğumsal anormalliklere sebep olan ajanlara teratojen, fetusa olan etkilerine de teratojenik etki denir. Bu ajanlar fetusun normal gelişmesini engelleyebilirler ve sonuçta fetusta fiziksel ve zihinsel defektler meydana getirebilirler.

Kozmetikler; temizleyici, güzelleştirici vücudun cazibesini artırıcı maddelerdir. Bu tanım içine sabunlar, losyonlar, deodorantlar, terleme önleyiciler, parfümler, makyaj malzemeleri, saç spreyleri, saç boyaları ve şampuanlar dahil edilir. Bu ajanların fetus üzerine etkileri konusundaki bilgilerin çok büyük kısmına vaka raporlarından, retrospektif (geriye doğru araştırarak) çalışmalardan ve hayvan deneylerinden ulaşılmıştır. Bu maddelerle işleri dolayısıyla iç içe olan güzellik uzmanları, kuaförler ve kozmetolojistler üzerinde bilimsel araştırmalar yapılmamıştır. Birçok anne adayı, gebelik öncesi saç modellerini ve saç renklerini, bebeklerini riske etmeden gebelikleri boyunca devam ettirmek isteyeceklerdir.

Bunun için bu konuda anne adaylarına kapsamlı bilgi verimelidir. Sıklıkla kullanılan kalıcı oksidatif boyalar p-phenylenediamine, p-phenylenediamine sulfate, 2,3-naphtalenediol, resorcinol ve m-aminophenol içerirler. Kalıcı oksidatif boya yukarıdaki boyalar içinden özellikle p-phenylenediamine'nin hidrojen peroksit ile oksidasyonu ile yapılır. Yarı kalıcı boyalar 2 nitro p-phenylenediamine, aromatik aminler, aminophenol içerirler. Kalıcı ve yarı kalıcı boyaları ana maddeleri olan p-phenylenediamine, aminophenol, resorcinol ile yapılan hayvan deneylerinde bu maddelerin teratojenik etkileri (anne karnındaki bebek (fetus) üzerine olumsuz etkileri) incelenmiştir. Gebe deney hayvanlarına saç boyama esnasında maruz kalınan miktarın 100 misli verilerek yapılan deneyde bu hayvanların fetuslarında (bebeklerinde) herhangi olumsuz etki görülmemiştir. Bu maddelerle insanlar üzerinde yapılan deney yoktur. Sonuç olarak bu maddeleri içeren ülkemizdeki izinli formüllerin fetus (anne karnındaki bebek) üzerine olumsuz etkileri yoktur.

Saç düzelticiler (straightener) sodyum hidroksit ve bisulfite ihtiva ederler. Gebelerin özellikle sodyum hidroksit içeren ürünlerden uzak kalmasını tavsiye ediyoruz. Isı ile pres veya hava akımı ile kurutma metoduyla saçları düzeltmek anne adayları için daha emniyetli olacaktır. Perma için kullanılan solüsyonlar amonyum thioglycolote, amonyum calcium thioglycolate ve bir nötralizan solüsyon olan hidrojen peroksit içerirler. Bu maddelerle çalışma yapılmadığı için teratojenik riskleri bilinmemektedir. Anne adayları için tavsiye edilmemektedir. Kına gibi bitkisel boyalar da mevcuttur. Kına bilinen en eski saç boyasıdır. Bu boya ile de çalışma yapılmamış olmasına rağmen, teratojenik olma ihtimali yoktur. Saç beyazlatıcıları hidrojen peroksit ve amonyum persulfate içerirler. Hidrojen peroksit lokal olarak tahriş edicidir. Fakat çok çabuk ayrıştığı için sistemik etkisi ve emilimi yoktur. Buna bağlı olarak teratojenik etkisi yoktur. Şampuanlar anionik, kationik ve nonionik yüzey aktif maddelerdir. Bu maddelerin insanda teratojenik etkisini inceleyen çalışma yoktur. Fakat fetus üzerine olumsuz etkilerinin olması ihtimal dışıdır. Aerosal saç spreylerinin büyük çoğunluğu methylen chloride içerirler. Bu maddelerinde teratojenik etkileri yoktur. Özet olarak gebelik esnasında perma yaptırmak veya saç boyatmak isteyen anne adaylarına öneriler şöyle olacaktır:

Gebeliğin ilk 3 ayında bu işlemler yaptırılmamalı, daha sonraki aylarda kurşun, nikel, bakır içeren saç boyalarından sakınılmalıdır. Mümkünse kimyasal boyalar yerine kına gibi bitkisel kökenli boyalar kullanılmalı ve soğuk su ile durulanmalıdır. Diğer belirtilmeyen kozmetik ürünler için kısa bir özetleme yapmak gerekirse, Amerika Birleşik Devletleri'nde "Food and Drug Administration" adlı komite tüm kozmetik maddeleri teratojenik, kanserojenik ve toksikolojik açıdan incelemektedir. Bu etkileri, olmayan maddeleri içeren kozmetik ürünlere pazarlanması için izin verilmektedir. Ülkemizdede izinli kozmetik ürünlerde kullan¹lan maddeler, ABD'deki komitenin onayladığı maddelerden yapılmaktadır. Dolayısı ile bu ürünlerin bilinen teratojenik, kanserojenik ve toksikolojik etkileri yoktur.

Anne adaylarını üzen ve oluşmaması için gayret gösterdikleri bir konuda gebelik çatlaklarıdır. Gebelik esnasında karın ve göğüsler üzerinde oluşan renk değişiklikleri ile kendini gösteren bu olay 5. gebelik ayından itibaren oluşmaya başlar. Mekanik gerilmeye ve artmış gebelik hormonlarının etkisi ile oluşur. Hızlı ve aşırı kilo alınmazsa mekanik gerilme minimuma indirilir. Ayrıca cilt memlendiricisi olarak lanolin, cocoa yağlı kremler ve masaj, cilt elastikiyetini arttırarak çatlakların oluşmasını önleyebilir. Bu maddelerin de fetusa olumsuz etkileri yoktur. Gebelik esnasında kullanılabilirler.